İLİŞKİLERDE ESTETİK: ZARAFET

“Güzelliğin on par’ etmez
Bu bendeki âşk olmasa
Eğlenecek yer bulamaz
Gönlümdeki köşk olmasa”

Diyor ya büyük aşık… Güzelliğin, estetiğin bu denli önemli olduğu bir dünyada, aynada gördüğümüzü beğenmeyi önemsediğimiz kadar, bize bakan gözlerde aşk olmasını, bakanın güzel görmesini de önemsiyor muyuz acaba?

Ya da güzellik bakan gözde, gönülde ise dışımızı bu denli süslemek niye?

Güzellik, bulunduğumuz köşkte anlam buluyor ise kendimize baktığımız kadar mesken tuttuğumuz köşke bakmamak niye?

Beğenilmek, ilgi görmek her devirde farklı tanımlar ile değişmeyen bir ihtiyaç. Üstelik sadece kadın-erkek ilişkilerinde değil, her ilişkide önemli.

Görselliğin her şeyin, şeklin ise mananın önüne geçtiği günümüzde ise estetik fiziksel özelliklere indirgenmiş, davranıştan, tutumdan, özenden, nezaketten ve zarafetten soyutlanmış maddesel bir kavram. Fiziğimizle, kaşımız, gözümüz, tenimiz, saçımız ile beğenilmek isterken, hatta hiç tanımadığımız insanların karşısında harika görünmek için maddi manevi çaba harcarken, sevdiğimiz insanlardaki yansımamızı aynı şeklide önemsemiyoruz.

Aynadaki kendimizi beğenmek için kozmetikten estetiğe, makyajdan fotoğraf filtrelerine pek çok metot geliştiriyoruz, oysaki içten bir gülümsenin insanı ne kadar güzelleştirdiğini unutuyoruz.

Kendimizi sevmek ve onaylamak için kapı kapı derman arıyor, kişisel gelişmekten yorgun düşüyoruz, sevdiklerimizin yanında olmanın, onların arasında güvende ve onaylanıyor hissetmenin pek çok yarayı çok hızlı sardığını atlıyoruz.

Sosyal medyadaki takipçi ve beğeni sayısını düzenli kontrol ediyor ama ilişkilerimizin nabzını ölçmeyi, ilişkinin sağlığını kontrol etmeyi ihmal ediyoruz.

“Özür dilerim”, “Nasılsın?”, “Senin için ne yapabilirim?”, “Ne kadar yakışmış”, “Seni seviyorum” demenin söyleyene kattığı estetiği unutuyor, çıkmayan rujlar, akmayan rimeller ile güzel olmaya gayret ediyoruz.

Şefkat göstermenin, yardım etmenin, el vermenin, küçük sohbetlerin, birini gülümsetmenin ve gününü güzelleştirmenin izinin kolay kolay geçmediğini ve bize de iyi geleceğini ıskalıyor, suratsız ama bakımlı olmayı marifet sayıyoruz.

Suya düşen yansımamızı beğenmek için her şeyden önce suyun berrak olması gerektiğine göre, süslediğimiz kendimizi göreceğimiz, yansımamızı seveceğimiz insanlara, bizi bize berrak şekilde gösterecek ve gördüğümüz kendimizi sevdirecek ilişkilere ihtiyacımız var. Bunun için de bu ilişkilere ve bu insanlara yatırım yapmaya, gece gündüz bakım yapmaya, yaşlanma ve yorgunluk karşıtı uygulamalar kullanmaya ihtiyacımız var.

Fiziksel güzelliğin evrensel delili “altın oran” ise, ilişkilerdeki güzelliğin delili ise zarafet…çiftlerin birbirine ve birlikte yarattıkları ilişkiye gösterdikleri özen, verdikleri emek, korudukları saygı ve mesafe, özel alan ve bireyselliğin baştan kabulü, kendim için emin olduğum biricikliğin karşımdaki insanda da var olduğunun farkındalığı…

Özünde zarafet göze hoş görünen, nezaket ise önemli olan demek…her ikisini de kendimiz için istediğimize göre, vermekte bu denli cimri olmak neden? Hoş görünmek istediğim gözün gönlünü hoş tutmamak, o köşke iyi bakmamak, sahibini özel hissettirmemek, sınırlarına, kurallarına, duygularına saygılı olmamak neden?

Dışımı allayıp pullamışım ama bana bakan gözdeki pırıltıyı söndürmüşüm neye yarar?

Giyinip kuşanmışım ama tahtımı yıkmış, virane etmişim kime yarar?

Güzellik görene, gönül gözü köre güzel de ne!

Önceki İçerik
Sonraki İçerik

İlgili Yazılar

spot_img

GÜNCEL YAZILAR