LONGEVITY / INTRAVENÖZ TAKVİYELER

Longevity yani yaşam beklentisi son günlerin en çok konuşulan konularından ;gelin bu dosyaya bir göz atalım.

Bilimsel çalışmalar günlük alışkanlıklarımızda yapabileceğimiz değişikliklerle telomerlerimizi(kromozomlarımızın ucundaki koruyucu kapaklar) koruyabileceğimizi, yaşam sürelerimizi (sağlıklı aktif hastalıksız yılları ) artırabileceğimizi ortaya koydu.

Bu çalışmalara göre uyku kalitesi , egzersiz , çeşitli diyetlerin ve hatta bazı kimyasalların telomerleri derinden etkilediğini ve kronik stres, olumsuz düşünceler, gergin ilişkiler ve hatta kötü çevrede yaşamanın telomerleri yavaş yavaş tüketebileceği gösteriliyor.

İşte uzun ömür ve sağlıklı yaşlanma konusundaki bazı yeni ve umut verici tedaviler:

1. Gen Terapileri:

CRISPR teknolojisi, gen düzenleme yoluyla yaşlanmayı yavaşlatmayı hedefler. Telomerlerin uzatılması, hücrelerin daha uzun süre bölünmesini ve yaşlanma sürecinin yavaşlatılmasını hedefler.

2. Senolitikler:

Yaşlanmış (senescent) hücreleri hedef alarak bu hücreleri temizlemeyi amaçlayan ilaçlardır. Bu tür hücrelerin vücutta birikmesi, kronik hastalıklar ve yaşlanma belirtileriyle ilişkilidir.

3.NAD+ Takviyeleri:

Yaşlanma ile birlikte NAD+ seviyeleri azalır. NAD+ seviyelerini artıran takviyeler (örneğin, nikotinamid ribozid veya nikotinamid mononükleotid) yaşlanma belirtilerini azaltabilir ve hücresel fonksiyonları iyileştirebilir.

4. Metformin ve Rapamisin:

Diyabet tedavisinde kullanılan bu ilaç, yaşlanmayı yavaşlatma potansiyeline sahip olarak araştırılmaktadır.

5. Epigenetik Değişiklikler:

Yaşlanma sürecinde önemli bir rol oynar. Bu değişikliklerin geri döndürülmesi, hücrelerin gençleştirilmesini ve yaşlanmanın yavaşlatılmasını sağlayabilir. Yamanaka faktörleri olarak bilinen belirli genlerin (OCT4, SOX2, KLF4, c-MYC) aktivasyonu, hücreleri yeniden programlayarak gençleştirme potansiyeline sahiptir.

6. Bağırsak Mikrobiyomu:

Genel sağlık ve yaşlanma üzerinde büyük bir etkiye sahiptir. Mikrobiyomun modülasyonu, uzun ömür ve sağlıklı yaşlanma için önemli olabilir.

– Probiyotikler, prebiyotikler ve mikrobiyom transplantasyonları, bağırsak sağlığını iyileştirerek yaşlanma sürecini olumlu yönde etkileyebilir.

7. Kök Hücrelerin Yenileyici Potansiyeli:

Hasarlı dokuların onarılması ve yaşlanma belirtilerinin azaltılmasında kullanılabilir. Özellikle mezenkimal kök hücreler, çeşitli dejeneratif hastalıkların tedavisinde ve yaşlanma belirtilerinin geciktirilmesinde umut vaat etmektedir. Bu tedavi yöntemleri halen araştırma aşamasında olup, bazıları klinik denemelerden geçmektedir. Bu alandaki bilimsel ilerlemeler, gelecekte daha uzun ve sağlıklı bir yaşam sürdürmek için yeni fırsatlar sunabilir. 

*Peki bu durumda bizler bu telomerleri korumak adına neler yapabiliriz ?  

 1. Antioksidanlarla Zengin Beslenme:

– Serbest radikallerin vücutta yol açtığı hasarı azaltmak için antioksidanlardan zengin gıdalar tüketilmelidir.

– Taze sebze ve meyveler, özellikle yeşil yapraklı sebzeler, kırmızı meyveler ve turunçgiller önerilir.

2. Ph Dengeli Beslenme

– Vücuttaki pH dengesini korumak ,tüm kimyasal olayları korumak da demektir. Alkali besinler tüketerek vücuttaki asidik yükün azaltılmasını sağlayabiliriz.

– Özellikle sebzeler, meyveler, kabuklu yemişler ve tohumlar alkali özellik gösterir.

3. Şeker ve Rafine Karbonhidratlardan Kaçınma:

– Şeker ve rafine karbonhidratlar glikozillemeye neden olurlar. Glikozillenme de oksidatif bir reaksiyondur. Aslında bir tür yanma ve oksitlenme reaksiyonudur.Glikozilasyon ile yaşlanma bir yerde aynı şeydir. Bu durumda bu tür gıdalar daha hızlı yaşlanmaya neden olurlar.

4. Düzenli Egzersiz:

Düzenli egzersizin hem fiziksel hem de zihinsel sağlık için faydalıdır. Alzheimer için yapılan çalışmalarda vücuttaki kas kitlesinin artması ve kasların düzenli çalışması ile Alzheimer ve demans arasında negatif korelasyon olduğu bulunmuştur.  

Yüksek kalp hızı variabilitesi , otonom sisnir siteminin çevresel değişkenliklere uyum sağlama yeteneğini artıran şekilde egzersiz yapılması önerilen spor şeklidir.

5.Stres Yönetimi:

Meditasyon, yoga ve nefes egzersizleri gibi stres yönetimi teknikleri stresle başetmemizi sağlamakta önemlidir. Stres mitekondrilerimizi yani hücrelerimizdeki enerji sistemini yorar.

6. Sosyal ve Ruhsal Sağlık:

– Sosyal bağların ve destekleyici ilişkilerin uzun ömür üzerinde olumlu etkileri vardır. Aynı zamanda zihinsel sağlık ve mutluluk da yaşam süresi üzerine etkilidir.İyi ilişkiler,merhamet duygusu,çevresel farkındalık ,dopamin seratonin düzeylerindeki denge çok önemlidir.

7.Detoksifikasyon:

– Vücudun detoksifikasyon süreçlerini desteklemek için düzenli aralıklarla detoks yapılmasını öneriyoruz. Ne kadar sağlıklı beslensek de vücumuzu atık olarak toksinler üretir ,bu toksinlerden arınma amacıyla detoksifikasyon önemlidir.

-Bol su içmek, bitki çayları tüketmek ve toksinlerden arınmayı destekleyen besinler tüketmek önerilir.

8. Yeterli ve Kaliteli Uyku:
– Uyku düzeninin korunması ve kaliteli uyku alınması, sağlıklı yaşlanma için kritik öneme sahiptir.Uyku halinde tüm vüdumuz kendini restart yapar. Kaliteli bir uyku ,tüm vücudu cilt ,saç ve tırnak dahil tüm organlarımızın sağlıklı çalışmasını sağlar.

9. Takviyeler ve Vitaminler:

– Bazen ne yaparsak yapalım vücumuz için gerekli vitamin ve mineral miktarını karşılayamıyoruz. Bu da bizim düşük pil modunda yaşamamıza neden olup gitgitde yaşlanmamıza neden olur. Gerekli durumlarda vitamin ve mineral takviyelerinin alınması önerilir. Özellikle D vitamini, omega-3 yağ asitleri ,magnezyum ve B vitaminlerinin önemi vurgulanır.

10. Bağırsak Sağlığı:

– Bağırsak sağlığının genel sağlık ve uzun ömür üzerinde büyük etkisi vardır. Probiyotikler ve prebiyotiklerle zenginleştirilmiş bir diyet önemlidir. Yeterli miktarda lif içeren ,bağırsak aktivitesinin ve bağırsak duvarının sağlam yapıda olduğu bireylerde toksin miktarı da daha az dolaşımda olacağından ,tüm sistemlerin düzgün çalışmasını da sağlar. .

Bizler bazı vitamin ,mineral ve enerji destekleyici tedavileri besinlerle artık yeteri kadar sağlayamadığımızdan dolayı ağızdan yada damar yolu ile zaman zaman desteklememiz gerekiyor. Günümüz şartları ,özellikle aktif çalışan popülasyonda ağızdan bu desteklerin alınmasının devamlılığını kesintiye uğratıyor. Bağırsak emilim bozuklukları (barsak epitel bariyer geçirgenliği , mikrobiyata bozukluğu , inflamatuar barsak hastalıkları). Bazı yan etkiler bulantı kusma ağızda kötü tat bırakma ishal gibi yan etkilere sebep olabilir.Bu nedenle intravenöz yolla bazı destek tedavilerin yapılması hem yaşam kalitesinin artmasını hem de telomerlerimizin zarar görmesini engelliyor.

NELER DAMAR YOLU İLE VERİYORUZ ?

Myers Kokteyli (b1,b2,b3,b5,b6,b12,magnezyum,c vitamini) :

Kronik yorgunluk , genel isteksizlik,depresyon , fibromyalji ,akut & kronik stres etkilerinin giderilmesi, migren, anksiyete , cilt sağlığı, yaşlılık düşkünlük

Uygulama sonrası ;

Ağrı seviyesi azalıyor,yorgunluk azalıyor.Günlük hareket kabiliyeti artıyor.Hasta enerji seviyeleri hızlı bir şekilde artmış.

Glutatyon ( vücuttaki en önemli endojen antioksidandır) :
Glutatyon, vücutta doğal olarak bulunur.Glutatyonun başlıca işlevleri şunlardır:

-Glutatyon,hücrelerin hasar görmesini engeller ve yaşlanma ile çeşitli hastalıkların önlenmesine yardımcı olur

-Glutatyon, vücuttaki toksinlerin, ağır metallerin ve zararlı kimyasalların bağlanarak atılmasını sağlar.

-Glutatyon, bağışıklık sisteminin düzgün çalışmasını destekler. 

-Hücrelerin enerji üretiminde ve protein sentezinde rol oynar. Ayrıca, hücrelerin yenilenmesine ve onarılmasına yardımcı olur.

-Glutatyon, DNA sentezi ve onarımı için gerekli olan birçok enzimin işlevini destekler.

-Glutatyon seviyeleri yaşlanma, kötü beslenme, stres, enfeksiyonlar ve toksinlere maruz kalma gibi faktörlerden etkilenebilir.

ALA(alfa lipoik asit ) :

Hücre içerisinde enerji metabolizmasında rol oynayan bir yağ asidi olan alfa lipoikasit (ALA), bütün insan hücrelerinde yer alan organik bir maddedir. Enerjinin üretim merkezi olan mitokondri içerisinde sentezlenen alfa lipoik asit, iltihaplanmayı ve yaşlanmayı engelleyen bir antioksidan olarak işlev görür.

Alfa lipoik asit için bir tanım yapacak olursak mitokondride yer alan ,vücutta meydana gelen biyokimyasal reaksiyonların gerçekleşmesini sağlayan yardımcı moleküller olarak karşımıza çıkar. Binevi hücrelerin enerji santralleridir. Vücudumuzda doğal olarak yer alan fakat yeterli miktarda olmadığı için besinlerle beraber takviye edilmesi gerekmektedir. Eğer yeterli miktarda yapamazsak o zaman ALA takviyeleri gündeme gelmektedir. 
 

C Vitamini (Askorbik Asit) :

Hücre dışı kolajen üretimini artıran, bağışıklık hücrelerinin işlevi için önemli, suda çözünür bir antioksidandır. Vücuttaki C vitamini seviyeleri bağırsaklar ve böbrekler tarafından kontrol altında tutulur. Bu sistemlerden dolayı C vitamini vücutta depolanmaz ve vücuttan atılır. C vitamini oral yolla alındığında, doza bağlı olarak emilimi azalır ve ulaşılabilecek maksimum plazma C vitamini konsantrasyonu yaklaşık olarak 0.6-2.0 mg/dLarasındadır. Öte yandan, askorbik asit intravenöz olarak enjekte edildiğinde veya i.v. infüzyon yoluyla verildiğinde, farmakolojik C vitamini konsantrasyonları 20-200 mg/dLseviyelerine (100 kat daha yüksek) çıkarılabilir.
Vitamin C, böbrek üstü bezini destekler, vücudun enerji düzeyini korur. Immün sistemi güçlendirir, kemik sağlığını geliştirir, cilt kollojenini artırır. Kemoterapi ve radyoterapi alan kanser hastalarında bu tedavilerin yan etkisini azaltır. Kronik yorgunluk,anemi,osteoporoz,depresyon,Alzheimer,yara iyileşmesi,cilt desteği ve renk eşitlmek,hormon regülasyonunu sağlar. 

NAD (NİKOTİNAMİD ADENİN DİNÜKLEOTİT) :

Vücudumuzdaki enerji üretimini sağlayan koenzimdir. Gıdalardan aldığımız enerjiyi hücresel düzeye dönüştürür  ve kullanımını sağlar . Bilindiği üzere hücrelerimizin enerji ihtiyacı ATP den sağlanır. Yaşam döngüsü bu enerji akışı üzerinde gelir gider. Yani yemek yediğimizde gıdalardaki bu enerjinin atp ye dönüşmesi için elektron transport zinciri dediğimiz alana hidrojen vermeleri gerekir ki oksidatif fosforilasyon sağlansın. Bu bizim NAD , gıdalardaki hidrojeni hücreye taşır ,taşırken NADH olur ve Atp üretimine girer. Yalnız ATP vücutta depolanamaz bu nedenle NADH oranı yüksek olduğunda ,depolanamayan ATP geri döner yağ olarak depolanır. Yani ne kadar NAD varsa o kadar enerji ihtiyacımız vardır .Bilimsel çalışmalar NAD/NADH oranının 700 civarında olması gerektiğini bildiriyor. NAD miktarı ne kadar fazla ise vücut o kadar kendini yenilenmeye alıyor.

Genlerin koruyucuları’ olarak da bilinen yeni keşfedilen sirtuinler, hücresel sağlığın korunmasında hayati bir rol oynamaktadır.Sirtuinler, hücresel stres tepkilerine ve hasar

onarımına katılan bir enzim ailesidir. Ayrıca insülin sekresyonunda ve yaşlanma süreçlerinde ve

nörodejeneratif hastalıklar ve diyabet gibi yaşlanmaya bağlı sağlık sorunlarında da rol oynarlar.

NAD+, sirtuinlerin genom bütünlüğünü sürdürmesine ve DNA onarımını desteklemesine yardımcı olan yakıttır.

*Peki vücudumuz NAD üretiyorsa neden damardan ya da ağızdan NAD almalıyız? 

Evet vücudumuz NAD üretiyor fakat yaş alma ile birlikekoenzim düzeylerimiz düşüyor,DNA mız daha kolay kırılabiliyor. Bu da yaşlanmaya sebep olan hücresel değişikliklere neden olur. NAD vücudumuzda ne kadar fazla ise mitokondriyi etkileyerek telomerlerin uzunuluğunuartırarak yaş almayı geciktirebiliyor. Hücresel enerji fazla olduğunda hastalıklara karşı bağışıklık daha dirençli ,seratonindopamin düzeyleri dengeli olduğnda bilşsel fonksiyonlar daha aktif, depresyon ve anksiyete daha az olur. 

B1 (Tiamin) :

Bağırsaktan emilimi olan bu vitamin,bağırsaktaki eimilim bozukluklarından kolayca etkilenir.. Yeme bozuklukları, bazı karaciğer hastalıkları, Crohn hastalığı, çölyak hastalığı ve alkol bağımlılığı B1 vitamini eksikliğine neden olabilir. Çok fazla kahve, siyah çay veya çiğ balık tüketenler B1 vitaminini yiyeceklerden tam olarak alamayabilir. Bu gıdalardaki bazı bileşenler B1 vitamini emilimini engeller. B1 vitamini eksikliği belirtileri şunlardır; sinir hücrelerinin hasarına bağlı psikolojik rahatsızlıklar, unutkanlık, kafa karışıklığı, ayaklarda yanma, batma hissi, duyu kayıpları, kas ağrıları ve hareket etmede zorlanma, uyku bozuklukları, yorgunluk, iştahsızlık, kilo kaybı, sindirim sistemi hastalıkları (şişkinlik, kabızlık vb.), kalp rahatsızlıkları, cilt hastalıkları, görme bozuklukları ve kronik halsizliktir. Üstelik laboratuar testlerinde direkt eksikliği gözükmez Özel bir enzim olan transketolaz enzim düzeyi de bu vitamin ile ilişkilidir. B1 vitamini eksikliğinde neler görülür .

B2 (Riboflavin ) :

B2 vitamini bir antioksidandır Karaciğer detoksifikasyon aşamalarında kofaktör,

FMN ve FAD öncüsüdür.FAD(Flavin adenin dinükleotit )ise kuvvetli antioksidan etkilidir.

Glutatyon yenilenmesini sağlar. Eksikliğinde,migren,katarakt,kuru cilt,otizm,ağızda aft yara,kırmızı dil , dudak,çevresel ışık ısı hassasiyeti, demir eksikliği görülebilir.

Dexpanthenol (pro B5) :
Dexpanthenol kolayca vücut dokularında dağılan pantothenik aside dönüştürülür.

En yüksek konsantrasyonda kc , adrenal bezler , kalp ,böbrekte işlev görür. Emilimi bağırsaktan sağlanır. Sağlıklı bağırsakları olan bireyde oral alımla alınan doz yeterli.Fakat bağırsak emilim bozukulularında b5 vitamin eksikliği de sıkça görülmektedir. Ciltte kuruluk ,yaşlanma, elastikiyet kaybı ile kendini gösterir.

Vitamin B12 :
B12 vitamini, diğer adıyla kobalamin, vücut için hayati önem taşıyan bir vitamindir. Başlıca işlevleri;Kırmızı Kan Hücrelerinin Üretimi, DNA sentezi ve onarım süreçlerinde kritik bir bileşendir. Hücrelerin düzgün çalışması ve çoğalması için gereklidir,B12 vitamini, sinir hücrelerinin sağlığını korur ve miyelin kılıfının (sinir hücrelerini koruyan ve sinir iletimini hızlandıran yapı) oluşumunda önemli bir rol oynar. Eksikliği, bilişsel fonksiyonlarda azalma yapabilir.
Eksikliğinde ;Yorgunluk ve halsizlik,kansızlık,nörolojik problemler (uyuşma, karıncalanma, denge sorunları),Bellek ve düşünme sorunları,depresyon ve diğer psikiyatrik belirtiler görülebilir.

MAGNEZYUM :

Magnezyum, vücudun sağlıklı işleyişi için hayati öneme sahip bir mineraldir ve çeşitli biyolojik işlevlere sahiptir:
ATP (adenozin trifosfat) üretiminde ve hücresel enerji metabolizmasında rol oynar.Protein Sentezinde amino asitlerin proteinlere dönüşümünde gerekli bir bileşendir. Kas kasılmalarını düzenler ve sinir sinyallerinin iletimini destekler. Kemik yapısının sağlamlığını korur ve kalsiyumun kemiklere yerleşmesini sağlar, genetik materyalin sentezi (DNA,RNA)ve onarımı süreçlerinde rol alır.Vücudumuzdaki biyokimyasal olayların oluşmasını sağlayan yüzlerce enzimin düzgün çalışması için ko-faktör olarak görev yapar.Kan damarlarının gevşemesine ve kan basıncının düşmesine yardımcı olur.

İlgili Yazılar

spot_img

GÜNCEL YAZILAR