Hieros Gamos

Kutsal evlilik ritüeli özellikle Anadolu ve Orta Doğu tarım toplumlarında karşımıza çıkan
bereket tanrı ve tanrıçalarının birleşmelerini sembolize eden bir ritüeldir. Bu ritüel, yılda en az bir kez insan biçimli olarak düşünülen tanrı ve tanrıçaların yeryüzüne bereketi getirmek amacıyla birleşmelerini ve bu birleşmeden doğacak olan bereketi temsil eder. Antik dini geleneklere bağlı
bir ritüel olan kutsal evliliğin Türk Halkı’nın düğün geleneklerinde sembolik de olsa yansımalarını hâlâ görmekteyiz.

Doğanın sürekli devinimi, insanoğlunun henüz avcı toplayıcı olduğu erken dönemlerden itibaren
dikkatini çekmiş olmalıdır ki, kurak geçen bir mevsimin ardından gelen kıtlık, kültürel yaşamın henüz filizlendiği bu erken dönemlerden itibaren insanın en büyük korkusu olmuştur. Bu nedenle insanlar mevsimsel döngünün düzenli işlemesini, bunun sonucunda doğacak bereketi ve bereketin sürekliliğini sağlamak için kendince ritüeller oluşturmuşlardır.

Hamile kadının karnının büyümesi gibi, ilkbaharda toprağın kabarmasına, toprağı yararak çıkan bitkiler de bebeğin büyüyen karından zamanı dolunca çıkmasına benzetildi. Toprak ne kadar bol ürün verirse, insanların sayısı da o denli artıyor, toprak ürün vermediğindeyse, insanların sayısı azalıyordu. Böylece kadının doğurma yetisiyle doğanın bereketi arasında bir benzerlik bulundu.

İnsanoğlu toprağı bir kadın, kadını da bir tanrıça olarak gördü ve sonuçta bu iki soyut varlık bir
bütüne dönüştüğünde her şeyi doğurarak yaratan bir tanrıça olan toprak ana ortaya çıktı.

Kadın ile toprak arasındaki bu ilişki kurulduğunda bereketin sağlanabilmesi için eksik olan
tek bir şey vardı; erkek tanrının ortaya çıkarak bu toprak kadını döllemesi.

Bu tanrı ve tanrıça birleştiklerinde yeryüzü yeşeriyor, toprak hamile kalıyor, yazın yetişen ürün son baharda hasat ediliyor, bereketli ürünle kışın yeni doğan bebekler ve diğer aile bireyleri bir sonraki bahara kadar beslenebiliyordu.

Ancak bu birleşmeyi garanti altına almak için insanların bir şeyler yapması gerekiyordu. Süreci kendi haline bıraktıklarında bazen işler yolunda gitmiyor, tanrı ve tanrıça birleşmediği için kıtlık oluyordu. Buna müdahale etmenin en güzel yolu, onları taklit etmek ve onları onurlandırmaktı.
Bu nedenle insanoğlu tanrı ve tanrıçanın yerine geçip, birleşmeleri ve doğumu bir oyun şeklinde taklit ederek onları bir çeşit büyü yoluyla etkileyebileceğini düşündü.
İşte insanların düzenledikleri bu oyun ve hareketlerin tümüne “Kutsal Evlilik” yani “Hieros
Gamos” ritüeli adı verilir.

Kutsal evlilik ritüeli Anadolu ve çevresindeki tarım kültürünü yaşayan tüm eski uygarlıklarda görülen bir ritüeldir.

Ritüel, kutsal bir su kaynağından getirilen suyla arınmayı içeren bir törenle başlar. Kurban ya
da sununun ardından, kutsal birleşimin bir tiyatro oyunu gibi canlandırılması ile devam eder ve bu birleşimin doğuracağı bereketin kutlandığı, toplu yenilen bir yemek ve müzik eşliğinde eğlenilen bir törenle sona erer.

İnsanların her ilkbahar ve hasat mevsiminde tekrarladığı bu oyunlar zamanla geleneklere yerleşti ve toplum içindeki her evlilik kutsal bir anlam kazandı. Günlük yaşamdaki sıradan düğünler de kutsal evlilik ritüeli gibi yapılmaya başlanınca, ritüelin bazı kısımları önemli ölçüde değişime uğramış olsa da kuşaktan kuşağa aktarılarak günümüze kadar yaşatılmakta.

Türk Düğün Gelenekleri

Anadolu Türk Halkı için düğün, kuralları toplum tarafından belirlenerek kesinleştirilmiş kutsal bir törendir. Fakat hâlâ neden yapıldığı şimdilerde bilinmese de, tarihin en uzak zamanlarında yapılan
ritüellerin bu evlilik törenlerinde devam ettirilmesi, kollektif bilgi aktarımının bir göstergesidir.

Anadolu Türkleri düğün törenine, eski toplumların her dini törenden önce yaptığı gibi, İslam dininin de bir gereği olan, yıkanarak arınma işlemiyle başlar. Anadolu’da gelinin gözyaşlarının
bereketi artıracağı düşüncesinden dolayı kına gecesinde gelinin ağlaması için büyük çaba harcanır.

Aslen gelinin gözyaşlarının bereketle olan ilişkisi, ölüp yeniden dirilmeleriyle mevsimsel döngüyü
simgeleyen Dumuz, Tammuz, Adonis, Attis ve Dionysos için dökülen gözyaşlarına bir atıftır.
Eski zamanların inancına göre tanrılar için tutulan yas ve dökülen gözyaşından sonra tanrılar
dirilir ve bereket tanrıçalarıyla evlendirilirlerdi. Böylece kıtlık sona erer, bereket dolu ilkbahar yeniden geri gelir, bu da büyük bir coşkuyla kutlanırdı. Bu nedenle bereketin, özellikle
gelinin gözyaşlarından beklenmesi, tarihin derinliklerinde gizli olan kutsal evlilik törenlerinden izler taşımaktadır

Gelinin ağlatılması kadar, gelin ve güveyin başlarından buğday ya da pirinç serpilmesi, eşiklerine
un serpilmesi de Türk evlilik gelenekleri arasında yerini alır. Elbette buğday serpilme ritüeli yine eski zamanların bereketi artırması için yapılan uygulamalardan biriydi.

Yine Antik Yunan’da gelin, güvey evinin eşiğinden ilk adımını bir narı ısırarak atardı. Gelinin bu hareketi kocasının emrine ve koruması altına girdiğini gösterirdi. Roma’da gelin eve girişte
kapı tahtasını yağ ile ovar ve yün iplikler bağlardı. Yine Roma’da gelinin eşiğe basması uğursuzluk
sayıldığından damadın kucağında geçerdi. Günümüzde hâlâ devam eden bu gelenek, Türk evlilik ritüellerine çok sonra eklenmiştir.

Bu örneklerden de anlaşıldığı gibi Anadolu Türk Halkı gelin ve güveyin birleşmelerini kutsal
saymış, onların üreme gücünü ve bereketini artırmak için çaba harcamış, bazı nesneleri bereket artırıcı olarak görmüş ve kutsanmış bu nesneleri evine, bağına, bahçesine, tarlasına saçmıştır.

Anadolu’nun pek çok yerinde Hieros Gamos ritüelinin bazı bölümleri, yörelere göre farklılık
gösterse de uygulanmaya devam ediyor. Gelenekler ne olursa olsun, en batısından en doğusuna kadar yapılan her evlilik töreninin kutsal bir tören olarak görüldüğünü ve doğanın bereketi ile direkt olarak ilişkilendirildiğini hâlâ görmekteyiz.

İlgili Yazılar

spot_img

GÜNCEL YAZILAR