Hayatı deneyimlemek nedir diye sorsanız, benim buna cevabım yürümek derim.
Bir coğrafyayı tanımanın belki en güçlü, en kişisel en tecrübi yolu bence yürümek.
Eskiler hakikati aramak için gidilen bir yol olduğunu söylemişler. Büyük İslam sufilerinden İbn Arabi, ‘’Yol yürüdüğün için yoldur’’ diyerek, yürüyüşe başlamayı, yolun ve yürümenin ister fiziki ister manevi olsun en temel başlangıcı saymış.
Uzun yıllardır hep bir hayalimiz vardı kardeşimle, Likya Yolu’nu yürümek! iş hayat ortak boş zamanları organize etmenin güçlüğü derken bir türlü başaramamıştık bu yürüyüşü.
Ben nisan ayında bir hafta sonu sabahı onu telefonla aradım ve “Selçuk bu iş böyle olmayacak hadi bu haziran bu yolu yürüyelim” diyerek, ortaya koyduğum kesin iradeye şükür ki Selçuk da beni kırmadı işini organize etti taa Almanyalardan kalktı geldi bu yürüyüşte bana eşlik etti.
Ben de çok sevdiğim ve devamını ve tamamını yürümeye and içtiğim bu Likya Yolu’nu siz Vox Aesthetic okurlarıyla paylaşmak istedim.
Hadi bakalım…
Önce gelin bu yolun ve bu yolu kuran medeniyetin tarihsel süreçlerine bir göz atalım sonrasında yolu ve yolun bana hissettirdikleriyle devam edelim.
Likya Yolu, Türkiye’nin, güneybatısındaki Fethiye’den başlayarak Antalya’ya kadar uzanan, yaklaşık 520 km uzunluğunda bir yürüyüş rotasıdır. Yürümesi ortalama 29 gün süren Likya Yolu, antik Likya’nın kurulduğu Teke Yarımadasındaki patikalardan bir kısmının işaretlenip haritalanması ile oluşturulmuş.
Likyalılar tarafından ticaret, askeri, insan ve hayvan ulaşımı amaçlı olarak kullanılan yol, günümüzde çoğunlukla dağınık ve belirsiz olarak kalmış ve çobanların hayvanlarını gezdirdikleri bir güzergâh olarak sadece yöre insanın kullandığı bir patika sistemi olarak süregelmiş. Bu konudaki ilk ve en önemli adım 1989’dan beri Türkiye’de yaşayan İngiliz/Türk amatör tarihçi Kate Clow tarafından yapılmış ve yol haritalanarak derli toplu olarak ortaya konmuş.
Kate Clow hala Fethiye’de bir köyde yaşamını sürdürüyor, sağ olsun bu güzel rotayı bize kazandırdığı için. Rota tanımlandığında 1999’da, 509 kilometre olarak açılmış.
Yolun işaretlenmesi ilk kez Garanti Bankası sponsorluğunda ve Clow tarafından organize edilen bir grup gönüllü tarafından gerçekleştirilmiş. Hala bu bankanın yol işaretlerine güzergâh üzerinde rastlıyorsunuz ama biraz eskimiş. Ve gönüllüler de artık levha kullanmak yerine yola ait bazı coğrafi araçları (taş ağaç vb) kırmızı ve beyaz boyalarla işaretleyerek mevcut güzergahın yürüyenler için belli olmasına katkı sunuyorlar.
Likya yolu, Fethiye, Ovacık yakınındaki Hisarönü’nden başlayıp Antalya’dan yaklaşık 20 km uzaktaki Konyaaltı, Geyikbayırı’na kadar gider. Yol, bu gönüllü hareketin desteğiyle kırmızı ve beyaz yol çizgileriyle işaretlidir.
Yol, adını Likya uygarlığından almıştır.
Peki bu yolu yapan Likyalılar kimlerdi diye sorarsanız, Likya ışık ülkesi demek, özellikle orada bu yolu yürüyen biri olarak şunu söyleyebilirim, gerçekten güneş sanki bu coğrafyayı daha fazla aydınlatıyor. Gerçekten ışık ülkesi, ışık coğrafyası.
Likya, bugün Muğla ve Antalya illerinin olduğu, güneybatıda Anadolu’daki Akdeniz kıyısının Teke Yarımadası’ndaki Batı Toros Dağları’nda bir bölgeydi. Tarihçilere göre Likya halkı tarih öncesi Geç Tunç Çağı’nda yaşamıştır. Likya halkı Akdeniz kıyısında tek bir merkez yerleşimli bir medeniyet değilmiş. Coğrafyaya kurdukları onlarca şehir devleti ve bu merkezleri birbirine bağlayan bir dağ yolu hükmünde olan bu yol, dönemin şartlarına göre yer yer ticaret yer yer askeri amaçlara hizmet etmek için yapılmış. Bilinen en önemli Likya merkezleri ise Ksanthos, Patara, Myra, Pınara, Tlos, Olympos ve Phaselis gibi şehir devletleridir bunlar o dönem birleşerek Likya Birliği’ni kurmuşlar.
Likya tarihine kısaca bir bakış;
M.Ö. 15-14. yüzyıldan M.Ö.546’ya kadar Anadolu’nun Teke Yarımadası’nda varlık göstermiş ulustur. Likya, aynı zamanda bu bölgedeki antik kentlerin oluşturduğu bir federasyon ve daha sonra da Roma İmparatorluğu’nun bir eyaletidir. Hitit kayıtlarında adı “Lukka” olarak geçmektedir.
Likyalıların köken olarak Luvilerden geldiği düşünülmektedir. Bu ırk daha sonra Hititlerle de yakın bir ilişki kurmuş ve ortak değerler taşımışlar. Likyalıları oluşturan toplulukların MÖ 3. Bin yılın ikinci yarısında Anadolu’ya gelen ve 2 Bin yıl boyunca Güney Anadolu bölgesinde yaşamış ve Anadolu’nun en eski Hint-Avrupa kökenli halkı olan Luvilerin dağılmasından sonra bir kısmının devamı olduğu söylenir. Luvi dilinin Hititçeyle yakınlığı ve Luvilerin de Hititlilerle akraba olduğu düşünülüyor ve bu nedenle likçenin de Hititçeyle olan bağlantısı anlaşılır bir durum.
Patara Limanı yakınlarında bulunan ve 1994 yılında Prof. Dr.Sencer Şahin tarafından tercüme edilen Stadiasmus Patarensis isimli bir yazıtta Milattan sonra 43 yılında Likya’nın bir Roma eyaleti olduğu belirtilmekte ve bölgede yer alan 69 yol ve 53 şehir listelenmektedir. Bu şehirlerden günümüze kadar kalan daha az olmakla beraber coğrafya birçok harabe barındırıyor.
Likya şehirleri Stratejik konumları sayesinde deniz ticareti ve hatta korsanlık için en iyi fırsatlara sahipmiş ve bu stratejik önemleri sayesinde diğer imparatorlukların da dikkatinden kaçmamış. Daha sonraki zamanlarda Likya bölgesi Pers İmparatorluğu ve Antik Yunanlar tarafından işgal edildi ve daha sonra Antik Roma, Bizans İmparatorluğu, Selçuklu İmparatorluğu ve son olarak da Osmanlı İmparatorluğu tarafından yönetildi. Yamaç duvarlarındaki Kaya mezarları ve bölgedeki lahitler Likya uygarlığının kanıtıdır.
Gel gelelim rotalara; yürümek isteyenler için burası önemli çünkü yol birçok ayrı rotadan oluşmakta. Bu rotalar ister bireysel olarak yürüyün ister tur rehberleri eşliğinde yürüyün, hepsi çok güzel. Lakin unutulmaması gereken bir nokta rotaların bazı yerlerde silikleştiği ve bazı yolların günümüzde yerlerini başka bağlantılar ve modern yolların aldığı. Yani yola bireysel çıkacaksanız pusulanız haritanız ya da modern gpsleriniz olmalı aksi halde kaybolabilirsiniz.
Rehberler eşliğinde yürüyenler için bu sorun elbette yok ama yine de ekipmanınız olsun ne olur ne olmaz.
Likya Yolu genel güzergahları aşağıdaki etapları içeriyor.
Hisarönü (Ovacık)-Faralya, Faralya-Kabak Koyu,Kabak Koyu-Alınca, Alınca-Yediburunlar, Yediburunlar-Gavurağılı, Gavurağılı- Patara, Patara-Kalkan, Kalkan-Sarıbelen-Gökçeören, Gökçeören-Kaş, Kaş-Kekova, Kekova-Demre, Demre-Alakilise-Finike, Karaöz-Gelidonya Burnu-Adrasan, Adrasan-Olimpos-Çıralı, Çıralı-Beycik, Çıralı-Tekirova, Tekirova-Phaselis-Gedelme, Beycik- Tahtalı Dağı-Gedelme, Gedelme-Göynük, Göynük-Hisarçan.
Yürüyüş rotaları genellikle 4-6 gün arasında değişiyor, sizler kendinize uygun bir mevsim ve rotada yürüyebilirsiniz. En uygun mevsimler ilkbahar ve sonbahar ama ben yazın bu yürüyüşü yaptım ve gittiğim rotada dağ başlarında sıcak çok rahatsız etmedi ama bol bol su içmeyi de ihmal etmedim. Bu konuda yörede bu hizmetleri veren bir sürü tur şirketi mevcut ve ortalama olarak hepsi de siz memnun eder.
Biz bu yürüme güzergahını seçerken yürüyüş sırasında manzaranın ne olması gerektiği konusunda planlama yaptık, eğer manzaranız dağların kenarlarından patikalardan, köylerden geçsin ve bir yanınızda deniz hep olsun istiyorsanız Ovacık-Faralya-Kabak-Alınca-Yediburunlar-Gavurağlı -Patara etabını tavsiye ederim.
Selçuk’la bu güzergahta yürürken hissettiklerimiz muhteşemdi. Dağların tepelerinden bir patika ile deniz manzaranız her an yeni bir perspektif ile değişiyor ve bir anda kendinizi bir zeytin bahçesinde bir zeytin ağacının altında bulabilirsiniz ya da kendinizi bir yörük köyünün içinden teyzelerin size soğuk ayran ikram ettiği bir misafir olarak keşfedebilirsiniz. Patikanız yer yer sizi vadi tabanlarına indirip mağara kenarlarından iz verirken taşların içinden patlamış zakkum tomurcukları buranın hala antik bir yer olduğu hissini sizin kulağınıza bir rüzgâr ile söyler.
Yürümeye başlamadan hafif ama profesyonel bir ekipman ayarlamanız önemli. Bol su içiyorsunuz onun için mataranız suyu soğuk tutsun, biz günde 5-6 litreyi su içtik yürürken ve emin olun sıcak su hararetinizi yeterince gidermiyor.
Ben basit bir sırt çantası hafif bir trekking ayakkabısı, şapka ile devam ettim, çantamın içinde sadece mataram vardı, yolda gereksiz ağırlıkların sizi yorduğunu, ne kadar hafif olursanız o kadar rahat edeceğinizi temin ederim. Zaten bir rehber eşliğinde gittik ve kaldığımız süre boyunca yürüyüş dışında valizlerimiz bir önceki butik otelimizden bir sonraki butik otelimize transfer ediliyordu. Bu konuda benim size tavsiyem bir tur eşliğinde bu yolculuğu yapın ki yürümek dışındaki diğer angaryaları sizi yolculuğun keyfinden soğutmasın.
Yazımı burada sonlandırırken yürümenin sadece fiziksel faydasının değil aynı zamanda ruhsal dengemizin de önemli bir parçası olduğunu hissediyorum.
Umuyorum yürümek ve yürüyerek anladığımız hikayelerle dolu bir yaşamımız olur.




