KENDİ RİTMİNDE YAŞAMAK

Yaşamda her şeyin bir ritmi vardır. Şimdi kıştan bahara doğru ilerlerken doğanın ritminin nasıl değiştiğini, çok daha canlı ve renkli bir hale büründüğünü görüyoruz. İnsan olarak da her birimizin kendimize ait biricik ritmi var. Fakat doğal ritmimizi dış dünyaya uyumlanmaya çalışırken kaybetmek durumunda kalıyoruz. Dışarıdaki kaos içeride de bir kaos yaratıyor. Bunun bize hem bedensel hem zihinsel hem de duygusal olarak olumsuz yansımaları oluyor. En temelde stresin en önemli faktörlerinden biri de kendi ritmimizi kaybetmiş olmak. O nedenle kendi ritmimizi yeniden keşfederek yaşamımızı dönüştürmek ve stresimizi çok daha etkili bir şekilde yönetmek mümkün.

Öncelikle, şöyle bir durup yaşamınızı gözden geçirmeye davet ediyorum sizi. Bu yazıyı okurken kendi ritminiz üzerine düşünün. Güne nasıl başlıyorsunuz? Bu oldukça göz ardı edilen fakat hayatımızı çok önemli bir şekilde etkileyen bir durum.

Sabah uyanır uyanmaz elimiz telefona erişiyor ve hemencecik gözlerimiz ekranla buluşuyor. O andan itibaren dikkatimizi çalan bir sürü şey ardı ardına beliriyor. Whatsapp mesajlarından email’lere oradan Instagram mesajlarına, biraz ‘scroll’ ederken aklımıza iletmemiz gereken bir mail geliveriyor. Sonrasında takvimde günün programına bakarken yapmamız gereken başka şeyler zihinde beliriveriyor.. Tüm bunları yaparken aynı zamanda banyodaki işlerimizi halledip yeni güne hazırlanmaya başlıyoruz. Kahve gerekli ki dinç olalım. Peki ya kahvaltı? Bir şekilde geçiştirilen bir hale gelmiş durumda. Araya spor sıkıştırıyor kimilerimiz biraz. Ne de olsa artık Longevity & Wellness konularıyla birlikte beslenme ve spora daha fazla bir önem veriyoruz. Trend olan ne varsa yaşamımızı etkiliyor ve ona doğru uyumlanmaya itiyor bizi. Ne güçlü varlıklarız düşününce! Her şeye uyumlanabiliyoruz. Fakat bu gücü doğru şekilde değerlendirebiliyor muyuz gerçekten? Yoksa bir şeylere kapılıp gidercesine mi yaşıyoruz hayatlarımızı? Kendi biricikliğimizi ve kendimize özgü ritmimizi göz ardı ederek.

Şimdi gelin başka bir güne başlama versiyonu düşünelim. Sabah uyanıyorsunuz. Alarm çaldıktan sonra telefonsuz bir şekilde önce ayaklar yerle temas ediyor, şöyle bir geriniyorsunuz, güne başlarken şükrettiğiniz 3 şeyi zihninizden geçiriyorsunuz ve yavaşça ayağa kalkıp adımlarınızı birer birer fark ederek banyoya doğru ilerliyorsunuz. Orda işlerinizi hallettikten sonra size iyi gelen bir müzik açıp kahveni hazırlamaya başlıyorsunuz. Belki öncesinde sıcak su limonunuzu ya da uzmanların son zamanlarda Longevity & Wellness önerisi olan aç karnınıza yüksek polifenollü zeytinyağını içiyorsunuz. Bedeniniz canlanmaya başlıyor. Ardından biraz hareketlendiriyorsunuz bedeninizi (bu kimimiz için 5 dakika iken kimimiz için 45 dakika olabilir). Ardından kendine İhtiyacın kadar lezzetli ve rengarenk bir kahvaltı hazırlıyorsun ve keyfine vararak onu yiyorsun. Fark ederek, hissederek ve kendi ritmini keşfederek yaşadığın bir sabah..

İlk ritim ve ikinci ritim arasında oldukça fark var. Şunun altını çizmek gerekir ki bu sadece sabahki hali etkileyen bir ritim değil tüm güne de yayılan bir ritim oluyor. Elbette, her sabah aynı değil, olamaz da çünkü insan her an aynı değil. Fakat her zaman ve her sabah uyandığınızda bir tercih var. Kendi ritmimi seçme tercihim var. Sabah uyandığımda kendime şunu sorabilirim: “Bu sabah neye ihtiyacım var?” Belki daha fazla hareketle canlanmaya, belki de güne hissederek, yavaşlayarak ve dingin başlamaya, belki ikisi arasında bir yerlerde olmaya. İhtiyaçlarımız değişkendir ve onları duymak kendi ritmimizi keşfedebilmek için gereklidir. Kimi zaman yeniden başlamaya ihtiyaç duyarız, kimi zaman görünmeye veya duyulmaya, kimi zaman dengeye kimi zaman sadeleşme veya netleşmeye, kimi zaman akışa veya derinliğe, kimi zaman da sıcaklığa ve şefkate. Kendi ritmimizi keşfederken neye ihtiyacımız olduğumuzun da farkında olarak ilerleyebiliriz.

Yaşam, önümüze her daim seçimler koyar. Biz kendi adımıza doğru seçimi yapmak için özgürüz. Fakat, bu ancak farkındalıkla ve beraberinde gelen sorumlulukla  gerçekleşebilir. Ne yazık ki modern hayatın içerisinde dikkatimizi talep eden bir sürü şey var. Bunun bilinçli olarak farkında olduğumuzda dikkati neye yönelteceğimizi de seçebilir hale gelmiş oluyoruz. O nedenle, farkındalık pratiklerini ve günümüzde bilimselliği kanıtlanmış olan Mindfulness uygulamalarını günlük yaşamın içindeyken yapmak oldukça önemli. Küçük gibi gözüken bu basit pratiklerin zihni ve böylelikle yaşamlarımızı dönüştürücü etkisi çok güçlü. ‘Nereden başlayabilirim?’ diye sorabilirsiniz kendinize. Bununla ilgili bir kaç basit ama düzenli olarak uygulandığında etkisi dönüştürücü olan pratikler şunlar olacak;

– Güne başlarken, telefonla meşgul olmadan evvel dikkatinizi şükran duyduğunuz. 3 şeye getirin. Bu, bedeninizin sağlıklı olması, güzel bir uyku uyumuş olmanız, bu sabah kendi evinizde huzurla uyanmış olmak, bugün gideceğiniz size kazanç sağlayan bir işiniz olması, partnerinizin yanında uyanmış olmak, az sonra çocuğunuzu görebiliyor ve ona sarılabiliyor olmak, kedinizin veya köpeğinizin sabah size sunduğu neşe gibi.. Pek çok şey arasından 3 şeye odaklanın. Nefes alıp verirken 2-3 dakika bunları zihninizden geçirmeye devam edin.

-Her sabah 5 dakika pencerenin karşısında durup dışarıyı izleyin. Bu sırada gördüklerinizi ve işittiklerinizi fark edin. Camı açarak havayı hissedin. Nefeslerinizin ritminde kendinizi bulun.

-Sabah kahvaltınız sırasında SADECE kahvaltınızı yapın. Telefon veya başka dikkat çalıcı hiçbir şey ile meşgul olmayın. 5 duyunuza odaklanarak yediklerinizi görme, koku, tat, işitme, dokunma ile farkındalıkla yiyin. Bunu günün ilk kahvesini içerken de yapabilirsiniz.

-Sabah 5-15 dakika boyunca bedeninizi hareketlendirin. Kısa bir esneme veya yoga pratiği yapabilirsiniz. Daha da canlanmak istediğiniz bir gün ise sevdiğiniz müzik eşliğinde özgürce kendinizi bırakıp dans edin. Bunun ne kadar etkili olduğunu ve gün boyu süren ritminizi nasıl etkilediğini fark etmemek mümkün olmayacaktır.

-Eğer vaktiniz varsa dışarı çıkın ve yürüyün. Açık havada olun. Güneş ile temas edin. Bu stres hormonu olan kortizol seviyenizi oldukça olumlu bir şekilde etkileyecektir. Haftada en az 3 kez 30’ar dakika açık havada yürüyün. Eğer yakınınızda ağaçlık bir yer veya park varsa mutlaka orada vakit geçirin. Doğanın ritmimizi nasıl dönüştürdüğü yadsınamaz ölçüde etkili.

-Son ve belki de aralarındaki en önemli pratik ise şu: YAZIN. Kendinize bir defter edinin ve elinize kalemi alarak yazın! Telefon veya başka bir teknolojik alet kullanmayın. Sadece defter ve kalem yeterli. Şu ana odaklanın ve her ne geliyorsa (saçma, gereksiz veya karmaşık olduğunu düşünseniz de fark etmez) sadece yazın.

Bu pratiklerden birini, bir kaçını ya da hepsini bir araya getirerek kendinize bir sabah rutini oluşturun. Rutin oluşturmak sürdürülebilirlik için çok önemlidir. Bir şeyleri düzenli yaptığınızda ancak dönüşüm gerçekleşir. Pratiklerin rutin halinde günlük yapılmasının sebebi de budur. Burada en büyük engel ise kendi zihniniz olacaktır. Sizi kolaylıkla vazgeçirecektir. Ya üşeneceksinizdir ya vakit olmadığına inanacaksınızdır ya da şüpheyle yaklaşıp “ne yani bunları yapınca yaşamım mı dönüşecek!” diyerek sizi engelleyecektir. Zihninizden gelen sesleri dinlemeyin, sadece yapın. Yaşamınızda bir şeylerin değişmesini dönüşmesini istiyorsanız ancak bu zihinsel engelleri aşarak, farklı bir şeyleri deneyerek ve bu yönde bilinçli tercihler yaparak dönüşebilirsiniz. Kendi kendinizin önünden çekilin ki bu dönüşüm gerçekleşsin.

Kendi ritminizi her sabah kendiniz keşfedin. Son hatırlatma olarak kendinize her sabah şu soruyu sormayı unutmayın: ” Bu sabah, şu anda neye ihtiyacım var?” Zihinden gelen seslerle değil bedeninizden gelen cevapla ilerleyin. Bedeniniz sizi yanıltmaz. Her zaman gerçeği söyler. Yeter ki dikkatinizi ona vermeyi tercih edin. Tüm bunları yaparken kendinize saygıyla, özenle ve anlayışla yaklaşın. Kendi ritminizi yaşayın, yaşamla ‘BİR’ olun! Kendi ritminizde çiçek açtığınız bir bahar olsun!

Önceki İçerik
Sonraki İçerik

İlgili Yazılar

spot_img

GÜNCEL YAZILAR