Dünyada ayrımcılık, zıtlıklar, bölünmeler ve çatışmalar yaşanırken tüm insanlık tek bir
yerde buluşuyor; Dopamin Toplumu haline geldik! Dopamin beynimizdeki nörotransmitterlardan biri olarak bize haz veren hormondur. Yeni Dünya haz odaklı bir dünya ve bu haz odaklılık teknolojideki ilerlemelerle birlikte gitgide artarak devam
ediyor. Dünya gelişiyor, ilerliyor, hızlanıyor ve değişim an be an kaçınılmaz
hale geliyor. Fakat bilinç seviyesinde farkındalıktan yoksun olduğumuz için günlük
hayatlarımızdaki seçimlerimizin, kararlarımızın ve bunun sonucunda aslında tüm yaşantımızın otomatik olarak haz almak üzerine kurulu olduğunun farkında değiliz. Bu demek oluyor ki yaşantımız ve geleceğimiz zannettiğimiz gibi kendi özgür irademizle
değil otomatik haz odaklı seçimlerimizle şekilleniyor. Dopamin toplumunun yarattığı bilinçaltı programlanmaya sıkışıp kalmış haldeyiz.
Varoluşsal olarak insan beyninin 2 temel yönelimi var ve bu binlerce yıldır da böyle.
İnsanın genetik kodlarında 2 mekanizma bulunuyor: Acıdan kaç ve hazza yönel.
Hazza yönelerek beyindeki dopamin hormonu salgılanıyor ve biz anlık olarak
‘mutlu’ oluyoruz. Mutluluk kavramını an’lık hazlar ile tanımlıyoruz. Bu an’lık tatlar sona erdiğinde ne oluyor peki?
Tatmin olabiliyor muyuz? Aksine asla tatmin olmadığımız ve olamayacağımız bir
döngüye girmiş oluyoruz ve mutlu olmak adına daha fazlasını istiyoruz ve hep
daha fazlasının var olduğunu bildiğimiz bir yaşantı içerisindeyiz. Yeterince
güzel, yeterince genç, yeterince fit, yeterince hiçbir şey değiliz. Dopamin
toplumu bize her daim daha fazlasını sunuyor ve sunacak da. Tatmin olabilmek için anlık mutluluklarla üstesinden gelmeye çabalamak ise sonuç olarak bizi derin bir mutsuzluğa götürüyor. Çünkü o anlık haz bizi asla tam anlamıyla tatmin etmeyecek. Fakat acıdan kaçmak ve o tatminsizlik hissini yaşamamak adına farklı başa çıkma yöntemleri geliştiriyoruz: aşırı yemek yemek, sürekli spor yapmak, alışveriş, alkol, madde veya psikiyatrik ilaçların aşırı kullanımı, sosyal medya vb. Etrafımızda çevrili olduğumuz ve her an kolayca ulaşıp kendimizi uyuşturduğumuz yöntemler. Mutsuzluktan kaçma stratejilerimiz işe yaramıyor ve bu haz döngüsünde sıkışıp kalmaya devam ediyoruz. Peki, neden bu döngüde yaşamayı seçiyoruz?
Bilinçaltımız otopilota bağlı olarak günlük yaşantımızdaki seçimleri yapıyor. Değişen
güzellik kavramıyla birlikte belli kriterlere ve standartlara sahip olmamız gerektiğini
kanıksıyoruz. Kendimizi olduğumuz gibi görmek istemiyoruz. Bize empoze edilen
popüler kültürdeki Hollywood Starlarına benzemek adına kendimize has
güzelliğimizden vazgeçiyoruz. Bedenlerimizi zorluyoruz, asla sürdürülebilir
olmayan kilo verme yöntemleri deniyoruz. Hatta kilo verme uğruna ileride yan
etkilerinin neye mal olacağından emin olmadığımız iğneleri bedenimize
düşüncesizce uyguluyoruz. Kısa yollarla ve acı çekmeden çözümlere ulaşmak
hepimize cazip geliyor. Fakat gerçeklik şu ki mutluluk ancak emek, sabır ve
gayret ile geçilen yolda var olabiliyor. Kısa yollu çözümlerin bize sunduğu ise
ancak an’lık hazlar oluyor.
Dopamin toplumu, güzel ol (her an değişen güzellik algılarına göre), belli bir beden
imajına sahip ol ve tabii ki her daim genç ve güçlü görün.. Bir kadının kendine
(bedenine, zihnine ve ruhuna) bakması, dengeli beslenmesi, hareketli bir yaşam
sürmesi, düzenli uyku rutinine sahip olması ve bedenine özen göstermesi onu
yalnızca kısa vadede değil uzun vadede de mutlu ve tatmin edecektir. Fakat
sürekli değişen güzellik algısına göre kendimizi değiştirmeye ve belli
kalıplara sokmaya çalışıyorsak burada artık denge bozulmuştur. Bunun maliyeti
bedenen, zihnen ve ruhen yüksek olacaktır. Kendimizi sürekli dışarıyla/
başkalarıyla kıyasladığımız bir dünyada artık mutsuz olmak kaçınılmazdır.
Kendimizi olduğumuz otantik halimizle sevmek aynı zamanda kendimize yani bedenimize, zihnimize ve duygularımıza özen gösterebilmek demektir. İşte bu noktada yeni bir bilinç haline sahip olmamız gerekiyor. Bu bilinç halini geliştirmek için
öncelikle nasıl bir döngünün içindeyiz bunu anlamamız ve nasıl etkilenip
sürüklenip gittiğimizi fark etmemiz geliyor. Ancak ondan sonra haz odaklılık döngüsünden çıkıp kendimize özen gösterme alışkanlıklarını kazanıp yaşamda gerçek anlamda mutlu ve tatmin olabiliriz.
Yaşamı dolu dolu, tatmin ve mutlu bir şekilde yaşamak istiyorsak her an yaptığımız
seçimlerin farkında ve bilincinde olmalıyız. Ancak o zaman kısa vade haz ile
uzun vade tatmin ayrımını yapacak uyanık ve arınmış bir zihin geliştirebiliriz.
Bu sizi esas mutluluğu deneyimlemeye götürecek yoldur. Bu kendinden memnun olma hali ile yolun sonunda ne elde edeceğimize değil yolculuğun kendisinden zevk almayı deneyimleyebiliriz. Bir şey beklemeden bulunduğun an’ın içerisinde tatmin olabilme demektir bu. O an içerisinde yaşam ne eksiktir ne de fazladır. Sadece olması gerektiği gibidir ve bu yeterlidir.
Yaşamımızda mutlu ve tatmin olabilmek için öncelikle kendimizi, zihnimizi ve duygularımızı tanıyıp kendimizle ve yaşamın akışıyla ilişkimizi düzenleyerek ilerleyebiliriz. Zihnimizde var olan düşünceleri, koşullanmaları, şartlanmaları ve kalıpları dönüştürebilmemiz için belli bir farkındalık ile yeni bir zihinsel algı geliştirmemiz gerekiyor.
İlk adım olarak kendinize şu soruyu sorun;
Mutlu olmak için hangisini seçiyorum; kısa vadede haz almayı mı yoksa uzun vadede
tatmin olmayı mı?
Bugünden itibaren bilinçli olarak siz hangisini seçiyorsunuz?




