BANA MASAL ANLAT…

Benim dedem çok usta bir masal anlatıcısıydı. O anlatırken kah dev olur, kah peri, kah Zümrüdü Anka olur, kah prens ve bizi masal aleminin içine ustalıkla çekerdi. Kendimi bir masal anlatıcısı olarak tanımlamasam da, iyi bir masal toplayıcısı olduğumu söyleyebilirim. Özellikle kendi masallarımıza bu kadar düşkün oluşum biraz da aileden gelen bir miras.

Geçenlerde bir arkadaşımla boş boş televizyon ekranına bakarken izlediğimiz dizinin bir sahnesiyle ilgili, “İşte bunlar hep eğitimsizlikten” deyiverdi. “Eğitim dediğin şey üniversite okumaksa eğer, yanlış düşünüyorsun. Eğitim önce ailede başlar. Biz bile geldiğimden beri iki çift laf etmeyip, bomboş gözlerle dizi izliyoruz. Şu an kaç evde bu böyledir sence? Kaç çocuk gözünü tabletinden ayırmayarak hipnotik bir şekilde uyuşmuş, ya da kaç anne şu diziye bizim gibi gömülmüş, kaç baba spor kanallarını geziyor? Birbirleriyle iletişim kurmuyorlar, oysa en güzel eğitim doğru iletişimle yapılandır” dedim.

İletişim çağında yaşadığımızı varsayıyoruz ya, aslında iletişimsizlik bu çağın en büyük hastalığı. Televizyonun, internetin ve hatta telefonun olmadığı zamanlarda insanların sosyalleşmesi çok daha sağlıklıydı. Mahallenin ya da o köyün en iyi masal anlatanının evinde toplanılır, üç beş sohbetten sonra ilgiyle masal anlatıcısı dinlenirdi. Öyle eli boş da gidilmezdi masal anlatanın evine. Konu komşu yarım elma gönül alma ne varsa elde getirir, geceye bir renk, bir ahenk ve bir tat katardı.

Masal anlatanı da masala ikna etmek öyle kolay olmaz. “Masalcıyı masala başlatmak kolay mı? Mübarek kendini naza çektikçe çeker; onu söyletmek için her biri bir dereden su getirmeye başlar. Kimi yukarıdan atıp aşağıdan tutar, kimi ince eğirip sık dokur, kimi süt dökmüş kedi gibi oturur, kimi akıntıya kürek çeker; daha daha bir yığın maval, martaval derken masalcımızın çenesi açılır. Gayri öyle bir dizin koşar ki, ağzından bal akar, dili de kaymak çalar bunun üstüne” diyen Eflatun Cem Güney, masal anlatıcılığının ne denli kıymetli olduğunun da altını çizer.

Masal anlatıcılığı çok kadim bir gelenektir. Yazılı olmayan sözlü kültürel mirasın yayılması ve yaygınlaşmasında belki de en büyük görevi masal anlatıcıları üstlenmişlerdir. Sadece bizim kültürümüzde değil, her toplumun gelişiminde masal anlatıcılığının ve onların misyonunun önemi her zaman saygın bir yere konumlanmıştır.

Masal anlatıcılığı kadim zamanlardan beridir süregelir ve dünyanın her yerinde karşımıza çıkar. Yazının varoluşundan önce de masal anlatıcılarının en önemli görevi, toplumu savaşlardan, önemli başarılardan, büyük kayıplardan haberdar etmekti. Toplumu etkilemenin en eski yollarından biri de hep “anlatıcılık” olmuştur. Masal anlatıcılığının kökleri bizde şamanizme dayanır ve o zamanlardan bu yana insanları iyileştirmek, varoluşlarını hatırlatmak, ortak bir zaman ve alan yaratmak için anlatılır.

Eski Türk geleneklerinde masalcılar bir işte ya da tarlada çalışmazlar, sadece masal anlatıp kişilerin verdiği yiyeceklerle yaşamlarını sürdürürlermiş. Bizdeki Dede Korkut hikayelerinde de her masalın sonunda Dede Korkut’un davet edildiği bir şölenle bitirilen masallar sıkça gözümüze çarpıyor. Dede Korkut’un kimliğiyle ilgili kesin bir bilgi olmamakla beraber, hikayelerde Dede Korkut, Dedem Korkut ve bazen Dede Sultan diye isimlendirilen ve Kitab-ı Dede Korkut adlı yazmanın önsözünde Korkut Ata denilen kişi, bir Türk atasıdır. Yine şamanizmle harmanlanmış bir hikaye anlatıcılığı geleneğiyle, 12. Yy’da halk toplulukları arasında, ordularda, hudut boylarında, sazlarla şiir söyleyen halk ozanları, gün geçtikçe, çoğalıyordu. Bu asırlarda yaşanılan kahramanlık olayları, söylenen şiirlerle, anlatılan hikayelerin ana biçimiydi.

Bir masal anlatıcısı neden masal anlatır?
Masallar, geleneği aktarmak için çok güçlü birer araçtır. Kökleri hatırlamak, kutsal olanla bağlantıyı kurmak ve bu bağlantıyı korumak için anlatılırlar. Bir yandan da toplumsal kuralları aktarmak, toplum yaşayışını ayakta tutmak için, adaleti ve ahlakı anlatabilmek ve hissettirmek için anlatılırlar.

Toplumu birleştirmek için ne gerekiyorsa içine eklenir ya da çıkarılır. Anadolu masallarının bir özelliği de tüm İpek Yolu’nun taşıdığı kültürel aktarımlarla ve bu kültürlerin toplamının süzülmüş halini bize yansıtmasıdır. Sembolik anlatımlar tabii ki masalın içerisinde vardır. Bu da bir önceki kültürün damıtılmış ve süzülmüş hali ile masalların aktarılma biçimidir.

Aynı zamanda masal anlatıcıları masalları, keyifli vakit geçirmek, neşelenmek ve bir arada olmanın mutluluğunu yaşamak için anlatırlar. Toplumu kaynaştırmak, beşeri ilişkileri geliştirmek, kıssadan hisselerle ahlak duygusunu anlamak için masal anlatıcılığı her zaman hak ettiği saygıyı ve değeri görmüştür.

Masal anlatıcılığı kıymetli bir yetenektir. Masal, sadece bir kişiyi değil, bir topluma anlatılır ve dinlemeye gelen herkes bütünün bir parçası olduğunu hisseder. Masal anlatıcılığı bu yüzden önemlidir.

Kadim zamanlarda geleneği aktarmak ve bir nevi hayatın devamlılığı için anlatılan masallar, şimdi yerini bambaşka bir olguya bıraktı. Söyleyecek bir sözün olması, anlatacak bir hikayenin olması masal anlatıcısı olmak için güzel ve güçlü bir sebep oldu artık.

Modern masalcı, geleneksel masalcılar gibi sözlü kültürün içinde yetişmemiştir. Yazılı kültürün içinde doğduğu için, her gelenekten, her kültürden masala kolayca ulaşıp, masalı kendi değer yargıları ile harmanlayarak anlatır.

Masalların çıkma sebebi birebir terapi yapmak değildir. Sosyolojik bir sorumlulukla, insanları kaynaştırmak ve toplumu bir araya getirip, dostluğu pekiştirmek için anlatılır.

Dinleyenler masaldan almaları gereken şeyi alarak evlerine döner. Masalın içinde şifasını arayana, masal, devasını verir.

Günümüzde bu kadar popüler olmasının sebebi de öncelikle toplumu tekrar bir araya getirip kaynaştırmasından dolayıdır. İletişim çağının iletişim kuramayan insanları olarak belki de en çok ihtiyaç duyduğumuz şey masallardır, kim bilir…

Önceki İçerik
Sonraki İçerik

İlgili Yazılar

spot_img

GÜNCEL YAZILAR