Öncelikle rakamlarla sayıları ayırmak lazım. Genelde bizler rakamlara alışığız yani 1 2 3 4 5 vs…
Böyle olması da çok iyi çünkü onlar olmadan hiçbir teknoloji hiçbir bilim geliştiremezdi.
Günlük hayatta da kullanıyoruz; bölüyoruz çarpıyoruz çıkarıyoruz.
Eski kültürlerde sayılar bir çeşit kod gibiydi: doğayı veya doğanın içindeki bazı kuvvetleri
bazı kanunları anlatmak için kullanılıyorlardı.
Bizler burada yedi rakamından ziyade yedi sayısından konuşacağız.
Eski Çağlara baktığımızda görüyoruz ki yedi sayısı farklı kültürlerde, farklı inançlar da
karşımıza çıkıyor. Sadece filmlerin isimlerine bile baksak yedi sayısına atıf
olan birçok film olduğuna şaşırırsınız. Mesela, Seven, 7 savaşçılar, 7 günah…
Demek ki bu sayı insanları çekiyor, içine alıyor.
Kimyasal elementlerin periyodik tablosuna baktığımızda yedişer kümeler oluşturduğunu görürüz. Doğada bulunan elementleri tanımlarken neden bu 7 sayısı kullanılmış?
Çocukluk çağında insanın büyüme hormonu günde yedi defa hormon salgılıyormuş.
Sanki bu sayı doğayla uyumlu bir şekilde çalışıyor ona uygulanıyor.
Başka bir örnek verelim: çiçeklerin petal sayısı: 3,5,8,13,21,34…55 kadar.
Diyeceksiniz ki bu sayılara Fibonacci sayıları deniliyor. Seride yer alan her sayı kendinden önce
gelen iki sayının toplamına eşittir. Örnek; 3+5=8 5+8=13 vb.
Fibonacci sayı serisinde 4. olarak yer alan sayıdan sonra gelen her sayı kendinden sonra gelen
sayıya bölünerek ilerlendiğinde sonuç 0,618 rakamına yaklaşıyor. Bu eşitlikle
ortaya çıkan bölmelerin tamamı doğadaki çiçeklere, ağaçlara, tohumlara, deniz
kabuklarına ve daha nice sayısız canlıya estetik mükemmellik manasına gelen
sayıyı (altın oranı) oluşturarak doğada karşımıza çıkar. Deniz kabuklarında
rastladığımız spiral aslında altın orandır.
İnsan bedeni de bu altın oran üzerine kurulmuştur yani bu altın oranı doğanın her yerinde görüyoruz. Hepimiz Da Vinci’nin çizdiği altın oran bedenini hatırlıyoruz.
Hayatımızı organize eden bir sayı diyebiliriz. Hala neden böyle olduğunu bilmiyoruz.
Atalarımız buna bir teori geliştirmişler; görünen alemin arkasında görünmeyen bir matrix olduğunu düşünüyorlardı. Bu matrix sayılar ve geometri üzerine kurulu bir matrix
olduğunu varsayıyorlardı. En tepede: idealar (arketipler veya ayanı sabiteler),
sonra bu idealar sayılara dönüşüyor (yani kodlanmış formüller), bu sayılar
geometrik formlar olarak karşımıza çıkıyor ve nihayetinde suret olarak
görünüyor. (3 boyutlu)
Dolayısıyla her suretin arkasında geometrik formlar rakamlar ve idealar bulunmaktadır.
Bizim realite de böyle işliyor değil mi? Bir fikir bir düşünce bize geldiğinde onu formülize
etmek için kâğıda dökeriz, mesela bir mimar aklındaki düşünceyi aklındaki evi
matematik formülleri ile kağıda aktararak ona suret verir form verir.
Biraz önce kodlanmış formüller demiştim fikirler için düşünceler için, kod demek anahtar demek, bir şeyi yorumlamak için bir araç demek. Günlük hayatımızda kullandığımız bir sürü
kod var: banka hesapları cep telefonu kodum bilgisayar kodum evdeki alarm kodu
vs vs…
Bir de davranışsal kodlar vardır yani kültürel kodlar deriz mesela. Yani Japonya’ya gidip de el
sıkamayız, Hindistan‘da inek kesemeyiz, Tayland’ta ayak üstüne ayak atamayız.
Davranışsal kodlar yanında sosyal kodlar ekleyebiliriz trafik kodları diyebiliriz estetik kodlar
diyebiliriz. Dolayısıyla kod demek kurallar prensipler belirlenmiş davranışlar
ortak belirlenimler. İnsan sayıları kendini bilmek için kullanıyor, ayrıca
doğayı anlamak ve bir nebze de olsa onu kontrol etmek için.
Metafizik boyutta bu sayılar bizi birliğe ve bütünlüğe götürür o zaman sayılardan bahsedemeyiz
rakamlardan bahsetmek zorundayız: rakamların birbirleriyle olan ilişkisinden,
etkisinden. İlişki veya etki konusuna girersek o zaman düaliteye geliriz karşıtlığa.
Rakamlardan bahsediyorsan sebebi; dünyamızı yapılandırmaya ihtiyaç duyduğumuzdan dolayı. Çünkü insanoğlu düzensizlikten nefret eder (kaostan).
Zaman zaman kaosa ihtiyacımız var; bunu bir partiye yani bir eğlence anına benzetebiliriz,
herkesin dans ettiği ve herkesin müziğin birliğinde buluştuğu bir nokta.
Sayılar bizlere doğada bir alanda yerimizi belirlemeye yardımcı olur; yönümüzü tayin eder. Kuzey
güney doğu batı ne tarafa gidiyorsak onlar aslında bir sayıdır bir alanda bir konumdur.
Bunun yanında zamanı da belirler rakamlar. Bugün ayın bilmem kaçıncı günü bugün yılın bilmem kaçıncı günü demek zamanda bir an belirlemektir. Bu rakamların çıkış noktası gökyüzüdür.
Atalarımız nerede olduklarını söylemek için gökyüzüne bakarlardı. Gökyüzündeki Güneş referans
idi: o doğudan doğup batıda battığı için. Peki gece nasıl oluyordu? Gökyüzündeki yıldızlarla. Gökyüzünde yedi tane yıldızdan oluşan bir takımyıldızı var ve bu takımyıldızı hep kuzeyde bulunduğu için insanlara karanlıkta yön belirleyici olmuştur. Bu takımyıldızının ismi büyük ayı.
Bu büyük ayı takımyıldızı asırlarca gökyüzünün en ihtişamlı takımyıldızı olarak görülmüş,
Mısır inancında rahipler birisi öldüğünde ve onu mumyaladıktan sonra o
takımyıldızını görecek şekilde mumyayı tutarlarmış ve ellerinde bulunan bir çubuk
ile insan yüzündeki yedi deliğe dokunurlarmış yedi yıldızın sembolizması olarak.
Gökyüzündeki kudretin, insanın öldükten sonra yeniden doğumuna sebep olacağına inanırlarmış. Çinlilerin de bu büyük ayı takımyıldızını kullandıklarını biliyoruz.
Mayalar da kullanıyorlardı. Mayalar’ın inancında Set isminde bir tanrı vardı ve o insanı
mısırdan yaratıyordu. Semavi dinler dışında birçok inançta bu yedi rakamını görebiliyoruz.
Dolayısıyla diyebiliriz ki yedi sayısının gökyüzüyle bir ilişkisi olduğunu gökyüzüyle
yeryüzünü birbirine bağlayan bir sayı olduğunu söyleyebiliriz.
Şehirlerin inşasında olsun veya mabetlerin mimarisinde olsun bu yedi sayısı veya gökyüzündeki büyük ayı takımyıldızını sembol olarak görüyoruz.
Paris’in mimarisi inşası bile bu dört yön üzerine kurulmuştur.
Sayılar nasıl hayat buluyorlar veya hayatın içinde oluyorlar?
Ritim ile. Mesela ikili ritim düşünelim. Dansçılar ya sağdan sola, ya da önden arkaya hareket
ederler. Üçlü ritme geçersek: vals ortaya çıkar. Vals daireseldir. 3 sayısı dairedir.
Üçlü ritim hep gökyüzü ile ilişkilendirilmiştir ve bütüne. Dörtlü ritimde ise kareye geçeriz.
4 sayısı dünyanın geometrisidir, maddenin. Böylece üç ve dördü birleştirirsek; yedi sayısı ortaya
çıkar yani gökyüzüyle dünyanın birleşmesi.
Ya da daire ile karenin birleşmesi. Mabetleri düşünün: bir kare üzerinde bir yarım küre yani
bir küp üzerinde bir yarım küre kubbe yani. Üç sayısı üç tane noktayla
gösterebildiği için bu üç noktayı birbirine bağlarsak bir üçgen ortaya çıkacağı
için o üçgen, daire ile tanrısallığı ifade etmek için kullanmıştır. Kare de dünyayı.
Yedi sayısının kutsallığı bu şekilde ortaya çıkıyor ve buna “teles foros” denmiş.
Teles: gerçekleştirmek demek. Foros: taşımak demek. Yani şu mana çıkıyor, yedi sayısı “şey”leri
gerçekleştirir. Yedi sayısına ulaştığımızda bir evreyi tamamlamış oluruz.
Yani bir işimizi yedi sayısıyla yaparsak onları gerçekleştirebiliriz.
Bu sebeptendir ki bütün inançlarda, bütün kültürlerde evren yedi kat üzerine kuruludur; yedi alem, yedi mertebe. İnsan kendini gerçekleştirmek için bu yedi mertebeye geçerek kemale
ermesi düşünülmüştür. Kendi tanrısallığına uyanması olarak da söylenir.
Kare: egoyu/zihni/bedeni
Üçgen: ruhu/tanrısallığı/aydınlanmayı
Bu sembolizmiyle insanın kareden üçgene geçmesi aydınlanmasını sembolize eder.
Bu sebeptendir ki piramitler bir kare üzerine dört üçgenin dikey olarak konmasıdır.
Önce egonun zihnin ve bedenin ihtiyaçlarını giderdikten sonra da halletif bir boyuta geçmek için
insanın kendi ruhunu beslemesi gerekir: kare ve üçgenin sembolizmi bunu ifade eder.
Buna iç ve dışın çatışması diyebiliriz. Bu çatışmada gücü kullanarak harmoniye gelmek maksattır.
Yani barışa. Doğuda buna barış savaşçısı denmiştir.
Barış içinde savaşmak kolay bir şey değildir. Çünkü önce barış içinde olmamız lazım kendimizle
barışık olmamız lazım. Barış için mücadele vermek ön koşul olarak kendimizle
barışık olmamızı gerektirir. Herkes barışı istiyor huzur istiyor ama kendi
içinde herkesle kavgalı.
Bu yüzden merkeze dönmek kim olduğumuzu görmek ve kabullenmek çok önemlidir.
Sayısal olarak doğanın şifresi altıdır. Altı yön olduğu için. Sembolizme olarak iki üçgenin iç
içe geçmiş halidir ortasında nokta olmadan. Davudun yıldızı olarak bildiğimiz.
Ortaya noktayı koyarak kemalliği vurgularız. Doğanın kendisi bir denge içindedir.
6 da onun sembolüdür. 7 sayısına çıkarsak doğanın evrim içinde olduğunu göstermiş oluruz.
İnsan doğduğunda belli bir donanımla dünyaya gelir (fizyolojik olarak) ama bunun yanında
potansiyel olarak geliştirebileceği yönleri vardır. Bu manada insanlık evrim
sürecini tamamlamamıştır.
Mısırlılar buna “henüz olmamış olanı” gerçekleştirmek diyorlardı. Antik Mısır’da bir bebek doğduğunda “henüz olmamış olana geldin” diyorlardı. Her şey vardı ama aslında hiçbir şey yoktu
manasında. Bizim dünyamız “hala var olanlar” dünyası.
Ama ne kadar daha var olacaklar? Bilmiyoruz. Burada bir diyalekt var tabii ki henüz olmamış olanla hala var olan arasında. Evrim lineer değil, sıçramalı. Belli bir sınıra
geldiğinde, sıçrama yapar. 7 sayısı bu evrimi yöneten bir anahtar.




